9 Eki 2018
1 Eki 2018
18 Nis 2014
Lojistik Köylerin Yerleşmeler Üzerine Etkisi: Yenice Örneği
Ticaret
akışlarını rasyonelleştiren bütünleşmiş hizmet sağlayan, ulaştırma türlerini
birleştiren, katma değerli hizmetler veren ve şehir tıkanıklığını önlemeye
çalışan ulaşım hareketlerin toplandığı yer olan lojistik köy kavramı ilk olarak
ABD’de endüstrinin gelişmesiyle doğmuştur.
Bu
kavramın Japonya’da da trafik sıkışıklığını, çevresel, enerji ve iş gücü
maliyetlerini azaltmak için önerildiği de bilinmektedir. Daha sonra Batı
Avrupa’ya geçmiş olan uygulamanın ilk örnekleri Fransa’da geniş ölçekte Paris
bölgesel alanında Garanor ve Sogoris (Rungis)’te oluşturulmuştur.. Bu uygulama
kentsel politikalara bağlı olarak gelişmiştir. 1960’ların sonları ve 1970’lerin
başında ise lojistik köyler, İtalya ve Almanya’da görülmeye başlanmıştır.
Bu
sırada lojistik köy kavramı da şekillenerek kara yolu/demir yolu çok türlü
taşımacılığını sağlar hale gelerek; 1980 ve 1990’lı yıllarda ise lojistik
köyler dünyada hızla artmıştır. Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve
İngiltere’de ilerlemeler kaydedilmiştir. ABD’de doğan bu kavram Avrupa’da
benimsenmiştir.
Modern
yük taşımacılığının üssü kabul edilen lojistik köylerin Türkiye’ye de
uygulanması için Ulaştırma Bakanlığı’nın öncülüğünde, Türkiye Cumhuriyeti
Devlet Demiryolları (TCDD), Türkiye’nin 16 yerinde lojistik köy kurmaya
hazırlanmaktadır.Bu lojistik köylerin kamu-özel sektör iş birliği ile
gerçekleştirilmesi düşünülmektedir (Dalgakıran,2012).
Çalışmanın Amacı ve
Yöntemi
Tarih
boyunca önemli yol ve kavşaklar üzerinde bulunan yerleşim yerlerinin kısa
sürede büyüyerek, içerisine şehirsel birçok fonksiyonun eklenmesiyle çevresine
göre bir merkez durumuna geldiğini gözlemleriz. Proje kapsamına giren Yenice
Kasabasıda yukarıda bahsettiğimiz özellikte bir yerleşmedir. Ulaştırma ve
Haberleşme Bakanlığının Yenice ‘de yapacağı Lojistik Köy Projesi ayrıca
Çukurova Bölgesel Havalimanı buranın bir ekonomi ve ticaret
merkezi haline gelmesine katkı sağlayacak yatırımlardır. Amacımız çeşitli
gözlemler yaptığımız beldede yapılan bu projelerin ne tür bir ekonomik, sosyal
ve kültürel değişikliğe sebep olacağını araştırmaktır.
Araştırma Sahasının
Yeri ve Sınırları
Yenice
ülkemizin Çukurova ( Doğu Akdeniz ) bölgesinde yer alan Mersin ili Tarsus
ilçesine bağlı belediye teşkilatı olan bir beldedir. 2000 yılı nüfus sayımına
göre Yenicenin nüfusu 17.190 kişidir. Yenice Mersin İlinin doğusunda bulunan
Tarsus ilçesinin doğu kısmında yer almaktadır. Tümüyle düzlük olan
Çukurova içerisinde yer alan beldeye fiziki olarak; kuzeyde ve güneyde verimli
tarım arazileri ve narenciye bahçeleri sınırlamaktadır. Yenice 4 mahalleden
oluşmaktadır. Bunlar, Atalar , Fatih , Yiğitbaşı ve Yunacık mahalleleridir. Yenicenin
denizden yüksekli 30 m harita sınırları içerisinde denizden en yüksek yer 34
metre, en düşük nokta ise 27 metredir. Düz bir alüvyon ovada yer alan
Yenice'nin ortalama meyili % 0.5 olup en fazla yer ise %3.5 'dir.
Bulgular Ve Sonuç
Yenice
için büyük önem taşıyan Lojistik Köy projesinin gerçekleşmesiyle
artacak olan iş imkanlarının, Yenice’ye getireceği hareketliliği ve sosyal
yaşamın daha çok ve hızlı gelişeceği bir gerçektir. Yenice’de kurulması
planlanan Lojistik köyün Türkiye’de benzer 16 yerleşim bölgesinde mevcuttur.
Bunlardan bir tanesi de Yenice’de kurulma aşamasına gelerek istimlak
çalışmaları başlatılmıştır.
Proje
kapsamında 27 km ray kullanılarak 13500 metre yeni demiryolu yapılacaktır.Yenice
Lojistik Merkezinde; 8 yola sahip konteynır stok sahaları, 550 metrelik rampa,
Müşteri stok alanları, 2 otomatik boşlatma alanı, 1 tehlikeli madde boşaltma
alanı, Gümrüklü eşya ambarı,13 yola sahip vagon ve loko bakım atölye ve
depoları, 1 döner köprü ve 5 yollu depo, 4 manevra yolu, otopark, yol ve
tesisler bakım şefliği binaları, 1 kantar, iltisak hattı bağlantıları yer
alacaktır. Ayrıca mevcut 7 istasyon yolu uzatılarak 11 yola çıkarılacaktır.
Yollar
arası bağlantıyı sağlamak için 86 yeni makas atılacaktır. Yol çalışmaları için
430.000 m3 dolgu yapılarak, 40.000 m3 zemin temeli üzerine 36.000 m3 alt balast
ve 21.000 m3 balast serilecektir.
Adana
Lojistik Müdürlüğü çıkışlı olarak yapılmakta olan taşımaların, karayolu
araçlarının Şehir Merkezlerine giriş-çıkış sınırlaması nedeniyle, Tarsus-Adana
arasındaki iş yerlerinden yoğun olarak
taşıma yapan ABS ve Atermit fabrikaları gibi Sanayi kuruluşlarının Yenice
çıkışlı olarak doğu illerine yaptıkları taşımalarda önemli artış sağlayacak
olması nedeniyle, Adananın doğusundaki tüm sanayi kuruluşları ile Mersin-Tarsus
arasındaki fabrikalardan Çukurova merkezli olarak yapılacak her türlü kombine
taşımalarının yapılabilmesi için, Mersin Liman bağlantılı olarak yapılacak
yurtiçi ve gümrüklü tüm taşımaların yapılabilmesi için Yenice Lojistik Merkezi
büyük önem taşımaktadır.
Yenice’nin
Mersin ve İskenderun Limanlarına demiryolu ile bağlantısının olması, İç
Anadolu’yu Çukurova’ya bağlayan karayolu ve demiryolunun beldeden geçmesi
ayrıca hava yük taşımacılığı açısından ortadoğunun en büyük havaalanlarından
olan Çukurova Bölgesel Havalimanı yerleşme sınırları içerisinde inşa edilmesi
beldenin lojistik açısından değerini artırmaktadır.
Buna bağlı olarak birçok lojistik firmasının
belde de şube açmaya başlaması buradaki ekonomik faaliyetlere olumlu katkı
yapmıştır. Şartların giderek gelişmesiyle belde çevresinden hızlı bir şekilde
göç almaktadır. Bu nedenle beldenin sosyokültürel özellikleri de hızlı bir
şekilde değişmektedir. Bahsettiğimiz göçün sonucunda belde de arsa fiyatları
artmıştır. Ayrıca plansız kentleşme de bu süreç içerisinde başlamıştır. Çevre
ve şehircilik bakanlığı tüm bu şartları göz önünde bulundurarak, önlem olarak
altyapı çalışmalarına başlamıştır.
Kaynakça
Dalgakıran, A, (2012). Türkiye'de Lojistik Köyler Kuruluyor, Moment Dergisi,Sayı:45,İstanbul
İnternet
Siteleri
http://www.turkcebilgi.com/
http://www.mersinyenice.bel.tr/
http://www.haritatr.com/
http://www.tarsus.gov.tr/
http://www.moment-expo.com/
Ramazan Ayazgök
Marmara Üniversitesi
Coğrafya Öğretmenliği
ramazanayazgok@gmail.com
19 May 2013
Google haritalarında büyük değişiklik
Google, harita uygulaması Google Maps'i yeniden dizayn etti.
Haberin Videosu
Teknoloji devinin yaptığı değişiklikler, haritayı daha interaktif bir hale getiriyor.
1) Google, geçtiğimiz Çarşamba hafta servisi Google Maps'i bazı güncellemeler ve yeni dizaynıyla yeniden sundu.
2) Google Maps, önümüzdeki Perşembe günü genel kullanıma sunulacak.
3) Yeni harita, tam ekran olarak görüntüleniyor. Ekranın en altında da birkaç resim bulunuyor.
4) Sol üstte yer alan küçük arama aracı ile istediğiniz aramayı yapabileceksiniz.
5) Arama sonuçları, ilgilerinize göre düzenlenerek kullanıcılara sunuluyor.
6) Arama sonuçlarında çıkan sonuçların üzerine tıklandığında o yer ile ilgili detaylı bilgiler çıkıyor.
7) Tıkladığınız mekâna nasıl gideceğinizi öğrenmek istiyorsanız,
yönlendirmeler butonuna tıklayarak navigasyon desteği alabilirsiniz.
8) Harita üzerinde sokak görüntüleri bulunuyor.
9) Gittiğiniz mekânları kaydederek rehber oluşturabiliyorsunuz. Ayrıca
bu mekânlar hakkında yorum yaparak haritanın gelişmesine katkı
sunabilirsiniz.
10) Yüksek kalite fotoğrafların eklendiği yeni dizaynda, belirli yerlerle ilgili çeşitli görseller bulunuyor.
11) Görsellerle bazı tarihi binaların içlerine bile girmek mümkün.
12) Harita, çeşitli ulaşım araçlarıyla ilgili farklı direktiflerle kullanıcıları yönlendirebiliyor.
13) Otobüs, tramway, tren, hava, bisiklet yolu ve yaya yolu gibi seçeneklerle navigasyon hizmeti veriliyor.
14) Gidilebilecek en ideal yol, harita tarafından otomatik olarak gösteriliyor.
15) Daha interaktif hale getirilen Google Maps, Yandex ve Apple'a oranla çok daha gelişmiş bir harita tasarladı.
Kaynak: http://www.trthaber.com/haber/bilim-teknik/google-haritalarinda-buyuk-degisiklik-86566.html
18 Nis 2013
Antartika’da Vostok Gölünde 15 Milyon Yıllık Bakteri Bulundu
Rus araştırmacılar, Şubat 2012’de tamamlanan sondaj çalışmasında,
Antarktika’nın en büyük yeraltı gölü olan 3769 metre derinlikteki Vostok
Gölü’ne ulaşmayı başarmıştı. Rus bilim insanları, gölden alınan
numunelerde, bugüne kadar Dünya’da izine başka bir yerde rastlanmamış
bir canlı türü bulduklarını belirtti.
RIA Novosti haber ajansına açıklama yapan St. Petersburg Fizik
Enstitüsü’nden Sergei Bulat, “Bulduğumuz bakterinin bugüne kadar
tanımlanmamış olduğunu belli bir sınıfı bulunmadığını söyleyebilirim”
dedi.
Bakterinin DNA’sı üzerinde yapılan analizler, canlının genetik
yapısının yüzde 86’sının, bilinen bakterilerden farklı olduğunu ortaya
koydu. Bulat, elde edilen bulguların, ‘bakterinin yeni bir canlı türü
olduğuna işaret ettiğini’ söyledi.
YENİ NUMUNELER TOPLANACAK
Sahip olduğu jeolojik özellikler sayesinde Jüpiter’in uydusu Europa ile Satürn’ün uydusu Enceladus’un coğrafi özelliklerini anlamak için de büyük önem taşıyan Vostok Gölü, milyonlarca yıl boyunca çok farklı jeo-kimyasal süreçlerden geçti. Üzerindeki buzul tabakası, Vostok Gölü’nün en azından 400 bin yıllık bir paleoiklim süreçten geçtiğini ortaya koyarken, bilim insanları gölde bugüne kadar izine rastlanmamış canlı türleri bulunabileceğini belirtmişti.
Sahip olduğu jeolojik özellikler sayesinde Jüpiter’in uydusu Europa ile Satürn’ün uydusu Enceladus’un coğrafi özelliklerini anlamak için de büyük önem taşıyan Vostok Gölü, milyonlarca yıl boyunca çok farklı jeo-kimyasal süreçlerden geçti. Üzerindeki buzul tabakası, Vostok Gölü’nün en azından 400 bin yıllık bir paleoiklim süreçten geçtiğini ortaya koyarken, bilim insanları gölde bugüne kadar izine rastlanmamış canlı türleri bulunabileceğini belirtmişti.
Rus araştırmacılar, ‘bilinmeyen bakterinin’ bulunmasının ardından,
Mayıs ayında gölden yeni numuneler alarak yeni analizler
gerçekleştireceklerini belirtti.
Yaklaşık 250 kilometre uzunluğundaki Vostok Gölü’nden alınan ilk
numuneleri taşıyan Rus araştırma gemisi Akademik Fyodorov, Mayıs 2012’de
St. Petersburg kentine ulaşmıştı. 50 kilometre genişliğinde ve 800
metre derinliğindeki Vostok Gölü, Antarktika’daki kendisi gibi 145
yeraltı gölünden de tamamen izole olmasıyla çok farklı bir jeolojik ve
coğrafi özelliğe sahip.
‘OLAĞANÜSTÜ CANLILAR’
Vostok Gölü’nün çoksayıda organizmaya ev sahipliği yapma olasılığını artıran bir diğer özellik, gölün oksijene aşırı doymuş olması. Göldeki oksijen oranı, dünyadaki tatlı su gözllerindeki oksijen oranının neredeyse 50 katı.
Vostok Gölü’nün çoksayıda organizmaya ev sahipliği yapma olasılığını artıran bir diğer özellik, gölün oksijene aşırı doymuş olması. Göldeki oksijen oranı, dünyadaki tatlı su gözllerindeki oksijen oranının neredeyse 50 katı.
Gölün özellile mineral zengini derinliklerinde yeni canlı türleri
bulmayı uman araştırmacılar, bu canlıların ‘olağanüstü şartlara uyum
sağlamayı başarmış’ olacağına dikkat çekti.
40 YILLIK ÇALIŞMA
Ruslar, Vostok Gölü’nün dibinde bulunan ve 40 yıldır faaliyet gösteren Vostok İstasyonu’ndaki çalışmalarının meyvelerini uzun yıllar sonra toplamaya başladı. Araştırmacılar, Vostok Gölü’nün üzerini örten kilometre kalınlığındaki buzul tabakanın, en az 1 milyon yıllık olduğunu tahmin ediyor.
Ruslar, Vostok Gölü’nün dibinde bulunan ve 40 yıldır faaliyet gösteren Vostok İstasyonu’ndaki çalışmalarının meyvelerini uzun yıllar sonra toplamaya başladı. Araştırmacılar, Vostok Gölü’nün üzerini örten kilometre kalınlığındaki buzul tabakanın, en az 1 milyon yıllık olduğunu tahmin ediyor.
Yıllar boyunca yer yer Mars’taki soğukları bile aşan hava
sıcaklıklarında (-72 civarı) çalışan Rus bilim insnaları, Vostok
Gölü’ndeki sondajı sürdürebilmek için büyük zorluklara katlandı.
Gereken yakıt ve gıda, 1500 km’lik mesafelerden getirilirken, kara
üzerinde traktörlerle getirilen malzemeler teknik arızalar nedeniyle sık
sık gecikmelere neden oldu. Rus araştırmacılar, Vostok Gölü’nü ve
sakladığı potansiyelini ilk keşfedenler olarak, uzun çalışmalar
sonucunda bilim dünyasına milyonlarca yıldır saklanan bulgular sunmaya
başladı.
Antarktika, dünyanın sahip olduğu temiz su kaynaklarının yüzde 70’ini
barındırıyor. Bu suyun yüzde 90’ı, Doğu Antarktika buzulunda yer
alıyor.
Tassili N’Ajjer
Afrika’nın kuzeyinde sahranın tam
kalbinin ortasında hayattan, canlıdan neredeyse yoksun, bir zamanlar bir
medeniyet barındırmış gizemli avcı ve hayvan resimleriyle dolu.
Bir zamanların verimli toprakları
Tassili’nin altında, devrilmiş kayalardan bir takımada Sahra’nın kumlu
okyanusunda uzaklara doğru uzar.
Tassili N’Ajjer günümüzde macera
perestlerin ve zenginlerin uğrak yeri. Zeminin ısısı 70 ‘yi aştığı bu
topraklarda ilerleyerek Cezayir’in muhteşem Tassili dağlarına ulaşır.
Gittikleri yer, dağlık bir akan olmamasına rağmen deniz seviyesinden
2250 metre yükseklikte bulunmaktadır. Daha doğrusu burası için sayısız
koyak ve vadiye bölünüp ayrılarak, yalın kayaların ve uçurumların
kargaşasında bulunan 640 km lik bir kum taşı platosudur.
Heybetli tepeler Sahra’nın nehir ve göller ülkesi olduğu dönemde sular, Tassili N’Ajjer kayalarına ilginç biçimler verdi.
Hemen her parçanın birbirine benzediği ,
birbirine benzemeyen pek az şeyin bulunduğu bu topraklar ayrı bir
güzelliğe sahiptir. Bu topraklarda beklide en iyi olacak kabul
edilebilecek olay güneşin alev kırmızı ve moruyla buluşarak, kumun
üzerinde oluşturduğu mavi gölgeleri gün doğumunda izlemektir. Günün daha
o erken saatlerinde aşınmış olan bu kayalar, sanki bir masaldaymış gibi
bir dokunuşla gökdelenlere, katedrallere, kule ve bacalara dönüşür.
Bu kayalara, bu topraklara hayat veren
hayranlık uyandıran çizimleri yapan sanatçı, kum yüklü rüzgar olsa bile,
asıl mimar hep su olmuştur. Sanki bir savaşta savaşırmışçasına hücum
eden sel suları sarp kayaları çatlak yerlerinden ayırarak, koyakları
oyup sığ mağaralar oluşturdu.
Sahra çölü daha nemli bir iklime
sahipti. Şu anda çölün güney sınırında bulunan kuru, kum dolu vadi ve
boğazlardan önceleri nehirler akar ve göller bu topraklara bereket
katardı. Şimdilerin çölü olan bu toprak daha önce yemyeşil kırlarla
kaplıydı. Kuraklaşma çok yavaş işleyen bir olaydır; bu topraklar önceki
zamanlardan bugüne kurak olsa da Tassili N’Ajjer’in kelime anlamı
“ırmaklar platosu”dur.
Sulak günlerden bu yana ısrarla hayatta
kalan; su arayışındaki kökleri, kayaların arasına sokulmuş budaklı sevki
ağaç grupları vardır. Bu selvi ağaçlarının 3000 yaşında olduğu tahmin
edilmekte ve bunlar türlerinin sonuncularıdır; çünkü gelişebilecek
tohumlar üretseler bile, toprak bu yeni humlara hayat verebilecek güce
sahip değildir ve filizlenme için fazlasıyla çoraktır. Daha canlı bir
geçmişten sağ kalan bir başka hayvan ise çorak habitatını, çöl iklimiyle
başa çıkabilen yuvaların mimarı kuyrukkakanlar ve çöl sıçanları ile
paylaşan kıvrık kocaman boynuzlarıyla, vahşi dağ koyunlarıdır.
Buna karşılık, bir zamanlara plato
bambaşka bir faunayı barındırıyordu. Zürafa, antilop, su aygırı, aslan
ve filler hatta sığır ve keçileri güden erkek ve kadınlar vardı.
Bunların bir bölümü, kumdan çıkarılan antik hayvan kemiklerinden
öğrenildi fakat daha fazlası, Tassili N’Ajjer’in harikulade kaya
oluşumları ve yüksek uçurumları arasında bulunan çeşitli hayvan ve insan
figürlerinin kolayca seçilebildiği duvar resimleriyle çürütülemez ve
benzersiz kanıtlar olarak ortaya çıkar.
HAVA SOĞUTMALI YUVA
Tassili N’Ajjer’in açıkgöz sakini, beyaz
taçlı siyah kuyrukkakan, soğutma sistemli bir yuva yapar. Bu serçe
büyüklüğündeki kuş, çıplak bir kaya üzerine yuva yaparsa, yumurtaları
kavurucu sıcakta pişecektir. Bu nedenle iri bir kayanın gölgesine çakıl
taşından bir tümsek yapar; sonra tümseğin tepesindeki boşluğa ince
dallardan bir yuva inşa eder. Döşenmiş olan çakıllar yerden gelecek
sıcaklığı yalıtıp taşların arasından rüzgârı üfleyerek soğutucu görevini
görecektir. Dahası, bu çakıl taşları geçirgen kum taşları olduğundan ve
soğuk çöl gecelerinde oluşan şebnemi içlerine çektiklerinden, bu şebnem
gündüzleri buharlaşarak yuvayı soğutur.
Tassili N’Ajjer’de Yaşamış Bolluk Ülkesi
Tassili N’Ajjer geçmişte büyük bir
krallığa ev sahipliği yapmıştı. Tassili N’Ajjer’deki yaşam ve ölüm
öykülerini bize en kestirme ve hızlı biçimde, kaya yüzeyleri ile
mağaralardaki resim ve oymalar anlatır. Sahra’nın göçebe Tuareg
halkının, Tassili sanatından her zaman haberi vardı; ama Fransız kaşif
ve etnolojist Henri Lhote, 1950lerde asistanlarıyla birlikte 2 yıl
içinde binlerce kopya çıkarıp, fotoğraf çekene dek, dünya bu konuda pek
az şey biliyordu. Resimlerin bir çoğunun, yoğun bir canlılık, çizgi
tasarrufu, dahice bir renk duyusunu paylaşmasına karşın, stilleri ve
temaları onları oldukça farklı dönemlere ait kılar. Belki de en erken MÖ
6000-4000 arasında yapılmış olan bu resimler, o zamanlar çok daha yeşil
olan sahra hayvanlarından fil, bufalo, su aygırı ve büyük boynuzlu
vahşi koyunları avlayan yada kabile ritüelleri için tören elbisesi
giymiş bir takım siyahi insanları betimler. Bu resimlerin aralarında
devasa boyutlarda beyaz yaratıklarla, yarı insan yarı hayvan belki
tanrıyı temsil edenleri de vardır. MÖ 4000 ve 1500 arasında yapıldığı
tahmin edilen ikinci grup resimler, aralarında zürafa ve deve kuşlarının
bulunduğu, uzun boynuzlu, alacalı sığır sürüleriyle ilgilenen köylü
insanları konu alır. Bir ziyafet, düğün, hayvan derisi altında uyuyan
çocuklar ve un yapmak için buğday döven bir kadın resmi de bunlara
eklenmelidir. Ancak, yaklaşık MÖ 1500 ve 300 yılları arasını kapsayan
üçüncü dönemle birlikte, Sahra şimdiki kadar kuru bir hal aldı ve yeni
insanlar gelmişti. Dörtnala giden iki ve üç atlı savaş arabaları süren
zırhlı askerlere benziyorlardı, ancak istilacı, müttefik ya da
Firavun’un gazabından kaçan bir Akdeniz ordusu olup olmadıkları
belirsizdir. MÖ 200-100 civarında giderek yok olan at resimlerinin
yerini çocuksu deve çizimleri almıştı. Bundan sonra da çizimlere
rastlanmadı. Geriye kalan, dayanılmaz bir meraktı. Resimleri yapan
insanlara ne olmuştu? Toprak çoraklaştıkça insanlar güneye mi göç etti,
yoksa yok mu oldular? Belki asla bilemeyeceğiz.
13 Nis 2013
Deniz neden turuncu oldu?
Küçükkuyulular güne daha önce görmedikleri bir manzarayla uyandı.
İlgili video: http://LnkIt.tk/aMHxw6
İlgili video: http://LnkIt.tk/aMHxw6
Çanakkale’nin Ayvacık İlçesine bağlı Küçükkuyu beldesinde
kilometrelerce mesafelik bir alanda denizin renginin turuncu olması
vatandaşlar tarafından şaşkınlıkla karşılandı.
Sabah saatlerinde sahil kesiminde başlayan turuncu renk istilası vatandaşlar arasında merak uyandırdı.
Küçükkuyu Sahil Güvenlik ekipleri tahlil ettirmek için deniz suyundan numuneler aldı. Edremit Körfezinde bazı alanlarda da görülen denizin renk değiştirme olayının RED TİDE (kırmızı gelgit) olayı olduğu anlaşıldı.
Sabah saatlerinde sahil kesiminde başlayan turuncu renk istilası vatandaşlar arasında merak uyandırdı.
Küçükkuyu Sahil Güvenlik ekipleri tahlil ettirmek için deniz suyundan numuneler aldı. Edremit Körfezinde bazı alanlarda da görülen denizin renk değiştirme olayının RED TİDE (kırmızı gelgit) olayı olduğu anlaşıldı.
RED TİDE (KIRMIZI GELGİT) NEDİR?
Bu biyolojik oluşum, genellikle ilkbahar ayları sonu veya yaz aylarında
sıcak sularda görülüyor. Çoğunlukla bazı canlı türlerinin zaman zaman
oluşturduğu sürüler tarafından oluşturuluyor. Bu sürüler bulundukları
suya kırmızı bir renk veren ve öldürücü bir etkiye sahip olan toksin
salgılıyorlar. Bu toksinlerin yoğunluğuna göre su renk değiştiriyor.
Kaynak: http://LnkIt.tk/vTFa6U
12 Nis 2013
Coğrafya'nın Prensipleri

Coğrafya'nın kullandığı üç temel prensibi vardır. Bunlar; dağılış, ilgi
ve bağlılık ile nedensellik'tir.Coğrafyacı araştırmalarını bu üç temel
prensibe göre yaparak ortaya koyar.
1. Dağılış Prensibi: Bu prensip coğrafyanın en önemli prensibidir. Coğrafya araştırmalarına neden olan konuların belirli bir alandaki yayılışı ve bulunuş biçimleri, dağılış olarak ifade edilir. Buradaki alan bir yöre olabileceği gibi, havza, bölüm, bölge, ülke, kıta ve hatta dünya olabilir.
Dağılışı gösterilecek olan konu ise; bitki örtüsü, yer şekilleri, sıcaklık, yağış, nüfus, tarım alanları, sanayi kuruluşları gibi daha pek çok veri olabilir. Bu verilerden bir kısmı yeryüzünün doğal özellikleridir. Diğer bir kısmı ise insan etkinlikleri sonucu ortaya çıkmış eserlerdir.
Coğrafyada bir konunun veya olayın dağılışı belirtilirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta yayılış biçimlerinin ayrı ayrı ifade edilmesidir. Örneğin tarım alanlarının Türkiye'deki dağılışı yapılırken önce yatay dağılış belirtilir. Bu dağılış harita üzerinde gösterilir. Haritaya bakıldığı zaman Türkiye'deki tarım alanlarının nerelerde bulunduğu, ne kadar yüzölçümü kapladığı hakkındaki bilgiler anlaşılabilir. Dağılışın belirtilmesi gereken başka bir özelliği ise dikey dağılıştır. Bu Özellik, eşyükselti eğrilerinin bulunmadığı, haritalarda gösterilemez. Eğer bir coğrafî bilginin yatay dağılışı yanında dikey dağılışının da gösterilmesi isteniyorsa, uygun aralıklarla eşyükselti eğrilerinin çizilmesi gerekir. Coğrafya araştırmalarında yatay dağılış kadar dikey dağılış da önemlidir. Örneğin Akdeniz, Ege denizi ve Karadeniz kıyı yörelerinde ormanlar hemen denizin kenarından başlar, Buna karşılık diğer bölgelerde orman alt sınırı çok daha yükseklerden (1000-1200 m.) başlamaktadır. Dağılışın üçüncü özelliği ise zamanda dağılıştır. Zamanda dağılışın gösterilebilmesi için veriler zaman bölümlerine (yıl, ay, gün gibi) ayrılarak ifade edilir. Zamanda dağılış genellikle grafiklerle ifade edilir.
1. Dağılış Prensibi: Bu prensip coğrafyanın en önemli prensibidir. Coğrafya araştırmalarına neden olan konuların belirli bir alandaki yayılışı ve bulunuş biçimleri, dağılış olarak ifade edilir. Buradaki alan bir yöre olabileceği gibi, havza, bölüm, bölge, ülke, kıta ve hatta dünya olabilir.
Dağılışı gösterilecek olan konu ise; bitki örtüsü, yer şekilleri, sıcaklık, yağış, nüfus, tarım alanları, sanayi kuruluşları gibi daha pek çok veri olabilir. Bu verilerden bir kısmı yeryüzünün doğal özellikleridir. Diğer bir kısmı ise insan etkinlikleri sonucu ortaya çıkmış eserlerdir.
Coğrafyada bir konunun veya olayın dağılışı belirtilirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta yayılış biçimlerinin ayrı ayrı ifade edilmesidir. Örneğin tarım alanlarının Türkiye'deki dağılışı yapılırken önce yatay dağılış belirtilir. Bu dağılış harita üzerinde gösterilir. Haritaya bakıldığı zaman Türkiye'deki tarım alanlarının nerelerde bulunduğu, ne kadar yüzölçümü kapladığı hakkındaki bilgiler anlaşılabilir. Dağılışın belirtilmesi gereken başka bir özelliği ise dikey dağılıştır. Bu Özellik, eşyükselti eğrilerinin bulunmadığı, haritalarda gösterilemez. Eğer bir coğrafî bilginin yatay dağılışı yanında dikey dağılışının da gösterilmesi isteniyorsa, uygun aralıklarla eşyükselti eğrilerinin çizilmesi gerekir. Coğrafya araştırmalarında yatay dağılış kadar dikey dağılış da önemlidir. Örneğin Akdeniz, Ege denizi ve Karadeniz kıyı yörelerinde ormanlar hemen denizin kenarından başlar, Buna karşılık diğer bölgelerde orman alt sınırı çok daha yükseklerden (1000-1200 m.) başlamaktadır. Dağılışın üçüncü özelliği ise zamanda dağılıştır. Zamanda dağılışın gösterilebilmesi için veriler zaman bölümlerine (yıl, ay, gün gibi) ayrılarak ifade edilir. Zamanda dağılış genellikle grafiklerle ifade edilir.
2. İlgi ve Bağlılık Prensibi:
Coğrafyanın konusu olan her olay veya olgu, başka bir olay veya olgu ile
ilgilidir. Türkiye'de tarım alanlarının dağılışı ile alüvyal ovalar ve
alçak platolar arasında yakın bir ilgi vardır. Çünkü Türkiye'deki
tarımın önemli bir kısmı bu araziler üzerinde yapılmaktadır
Kültür bitkilerinin ekim alanlarıyla oradaki iklim özellikleri arasında yakın bir ilgi vardır Çünkü her bitkinin yetişip olgunlaşabilmesi, meyve verebilmesi için yıl içinde belirli devrelerde belirli ölçüde suya ve sıcaklığa ihtiyacı vardır. Bünyesinde bol miktarda su bulunduran muz meyvesi en hafif don olayından bile etkilenir. İşte bundan dolayı muz, kışları ılık geçen Akdeniz ikliminde yetişir. Yani muz ekim alanlarıyla kışları ılıman geçen İklim arasında yakın bir ilgi vardır
3. Nedensellik Prensibi: Her bilimde olduğu gibi coğrafyada da "neden" sorusu sık sık sorulur Bu sorunun cevabı mutlaka verilmelidir. Çünkü her şeyin bir nedeni vardır. Ülkemizdeki tarım alanları örneği ele alınarak nedensellik prensibi şöyle açıklanabilir: Ege Bölgesi'ndeki vadi tabanı düzlüklerinde ve çöküntü ovalarında pamuk tarımı önemli yer tutar. Buna karşılık Doğu Anadolu Bölgesi'nin vadi tabanlarında ve çöküntü ovalarında (Iğdır Ovası hariç) bu bitki yetişemez. Bunun nedeni, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki yaz sıcaklıklarının bu bitkinin yetişmesi için yeterli olmamasıdır, Akdeniz ve Ege bölgelerinde yetişen turunçgillerin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yetişememesinin nedeni de şöyle açıklanır; Turunçgil meyveleri bünyelerinde bol su bulundururlar. Onun için kış soğuklarında donarlar. Ayrıca turunçgil ağaçları da şiddetli karasal iklimin kış soğuklarına karşı dayanıklı değildir.
Coğrafyanın yukarıda belirtilen dağılış, nedensellik, ilgi ve bağlılık prensipleri, sadece coğrafyanın kullandığı (patenti coğrafyaya ait olan) prensipler değildir. Günümüzde bütün bilimler birbiriyle içice girmiş durumdadır. Büyük projeler çeşitli alanlara mensup kişilerden oluşan araştırmacılar grubu tarafından yürütülmektedir. Onun için günümüzde nedensellik prensibinin sadece coğrafyaya ait olduğunu söylemek bilimsel düşünceye aykırıdır, Böyle bir iddia ancak günümüz dünyasında bilimsel düşünceyi iyi kavrayamamanın bir ürünü olabilir. Hiç bir bilim düşünülemez ki "neden" sorusunun cevabını bulmaya çalışmasın. Onun için nedensellik prensibi sadece coğrafyaya özgü bir prensip değildir. Bütün bilimlere aittir. Dağılış prensibi de yine birçok bilim tarafından kullanılır. Toprak haritasını yapmayan yani toprakların dağılışını göstermeyen bir toprak bilimi düşünülemez. Aynı durum jeoloji ve diğer pek çok bilim için de geçerlidir. Bu nedenle prensipler dikkate alındığında, coğrafyanın diğer bilimlerden farkı, yukarıda belirtilen prensiplerin sadece kendisine ait olması değil, bu üç prensibi birlikte kullanmasıdır.
Kaynak Resim: http://www.montrealgazette.com/7482440.binKültür bitkilerinin ekim alanlarıyla oradaki iklim özellikleri arasında yakın bir ilgi vardır Çünkü her bitkinin yetişip olgunlaşabilmesi, meyve verebilmesi için yıl içinde belirli devrelerde belirli ölçüde suya ve sıcaklığa ihtiyacı vardır. Bünyesinde bol miktarda su bulunduran muz meyvesi en hafif don olayından bile etkilenir. İşte bundan dolayı muz, kışları ılık geçen Akdeniz ikliminde yetişir. Yani muz ekim alanlarıyla kışları ılıman geçen İklim arasında yakın bir ilgi vardır
3. Nedensellik Prensibi: Her bilimde olduğu gibi coğrafyada da "neden" sorusu sık sık sorulur Bu sorunun cevabı mutlaka verilmelidir. Çünkü her şeyin bir nedeni vardır. Ülkemizdeki tarım alanları örneği ele alınarak nedensellik prensibi şöyle açıklanabilir: Ege Bölgesi'ndeki vadi tabanı düzlüklerinde ve çöküntü ovalarında pamuk tarımı önemli yer tutar. Buna karşılık Doğu Anadolu Bölgesi'nin vadi tabanlarında ve çöküntü ovalarında (Iğdır Ovası hariç) bu bitki yetişemez. Bunun nedeni, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki yaz sıcaklıklarının bu bitkinin yetişmesi için yeterli olmamasıdır, Akdeniz ve Ege bölgelerinde yetişen turunçgillerin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yetişememesinin nedeni de şöyle açıklanır; Turunçgil meyveleri bünyelerinde bol su bulundururlar. Onun için kış soğuklarında donarlar. Ayrıca turunçgil ağaçları da şiddetli karasal iklimin kış soğuklarına karşı dayanıklı değildir.
Coğrafyanın yukarıda belirtilen dağılış, nedensellik, ilgi ve bağlılık prensipleri, sadece coğrafyanın kullandığı (patenti coğrafyaya ait olan) prensipler değildir. Günümüzde bütün bilimler birbiriyle içice girmiş durumdadır. Büyük projeler çeşitli alanlara mensup kişilerden oluşan araştırmacılar grubu tarafından yürütülmektedir. Onun için günümüzde nedensellik prensibinin sadece coğrafyaya ait olduğunu söylemek bilimsel düşünceye aykırıdır, Böyle bir iddia ancak günümüz dünyasında bilimsel düşünceyi iyi kavrayamamanın bir ürünü olabilir. Hiç bir bilim düşünülemez ki "neden" sorusunun cevabını bulmaya çalışmasın. Onun için nedensellik prensibi sadece coğrafyaya özgü bir prensip değildir. Bütün bilimlere aittir. Dağılış prensibi de yine birçok bilim tarafından kullanılır. Toprak haritasını yapmayan yani toprakların dağılışını göstermeyen bir toprak bilimi düşünülemez. Aynı durum jeoloji ve diğer pek çok bilim için de geçerlidir. Bu nedenle prensipler dikkate alındığında, coğrafyanın diğer bilimlerden farkı, yukarıda belirtilen prensiplerin sadece kendisine ait olması değil, bu üç prensibi birlikte kullanmasıdır.
Kaynak Resim 2 : http://www.utepprintstore.com/world-map-wallpaper-for-anyone-who-loves-geography/world-map-wallpaper-3d/
Kaynak: http://www.turkcebilgi.org/bilim/cografya/cografyanin-prensipleri-32378.html
Comparison of Galapagos Islands and Madacascar Islands
Galapagos islands are located in Pasific Ocean where two plate meets. The Nazca Plate is diving under South America Plate in there and this situation causes volcanic activities in this area so this is caused Galpagos hot spots in Pasific Ocean where west of South America Continent. The group consists of 13 main islands, 3 smaller islands, and 107 rocks and islets. The islands are located at the Galapagos Triple Junction. The archipelago is located on the Nazca Plate (a tectonic plate), which is moving east/southeast, diving under the South American Plate at a rate of about 2.5 inches (6.4 cm) per year. It is also atop the Galapagos hotspot, a place where the Earth's crust is being melted from below by a mantle plume, creating volcanoes. The first islands formed here at least 8 million and possibly up to 90 million years ago. Mid-oceans ridges are located at the edges of plates moving away from one and other. One such mid-ocean ridge, the Galapagos Spreading Center, is located just north of the Galapagos archipelago. Mid-ocean ridges are often offset by fracture zones or transform faults. One of the best known is the Galapagos tortoise, which lives on seven of the islands. It has an average lifespan of more than 150 years.
The Marine Iguana is also extremely unusual, since it is the only iguana adapted to life in the water. Land iguanas, lava lizards, geckos and other harmless snakes can also be found in the Islands. The large number and range of birds is also of interest to scientists and tourists. Around 56 varieties live in the archipelago, of which 27 are found only in the Galápagos. Some of these are found only on one island.
The most outstanding are penguins, which live on the colder coasts, Darwin's finches, frigatebirds, albatrosses, gulls, boobies, pelicans and Galapagos Hawks, among others. TheFlightless Cormorant, a peculiar bird which has lost the ability to fly, is also part of this rich fauna.
On the larger Galapagos Islands, four ecological zones have been defined: coastal, low or dry, transitional and humid. In the first, species such as myrtle, mangrove and saltbush can be found.
Madacascar Island is located in South-Wester shore of Africa Continent in Indian Ocean. This island is 4th largest island in the World. The island is created by seperating from African Continet because of movements of East African Rift. Islands separated from the continent made up of many geological periods are usually close to us. For example, the island of Great Britain in continental Europe, Asia and the islands of Sumatra and Borneo, the fourth time, the island of Madagascar separated from Africa in the middle of the second time. Some of the continent's land surface lowering of the separation of continents, seas rise, or cause mold over the continent. As a result of disintegration of the old continent, these islands may occur. As of 2012 it has over200 extant mammal species, including over 100 species of lemurs, about 300 species of birds, more than 260 species of reptiles, and at least 266 species of amphibians. The island also has a rich invertebrate fauna including earthworms, insects, spiders and nonmarine molluscs.
Madacasgar Island is very rich about flora and fauna. If we compare to Galapagos Island, it is beter because of climate of madacascar and also it is very large(4th) island. Because of this reaosns madacagar is richer than Galapagos islans about animal and plant diversity.Lemurs have been characterized as "Madagascar's flagship mammal species" by Conservation International. In the absence ofmonkeys and other competitors, these primates have adapted to a wide range of habitats and diversified into numerous species. As of 2012, there were officially 103 species and subspecies of lemur, 39 of which were described by zoologists between 2000 and 2008. They are almost all classified as rare, vulnerable, or endangered. At least 17 species of lemur have become extinct since man arrived on Madagascar, all of which were larger than the surviving lemur species.
A number of other mammals, including the cat-like fossa, are endemic to Madagascar. Over 300 species of birds have been recorded on the island, of which over 60 percent (including four families and 42 genera) are endemic. The few families and genera of reptile that have reached Madagascar have diversified into more than 260 species, with over 90 percent of these being endemic (including one endemic family).The island is home to two-thirds of the world's chameleon species, including the smallest known, and researchers have proposed that Madagascar may be the origin of all chameleons. Endemic fish of Madagascar include two families, 14 genera and over 100 species, primarily inhabiting the island's freshwater lakes and rivers. Although invertebrates remain poorly studied on Madagascar, researchers have found high rates of endemism among the known species.
More than 80 percent of Madagascar's 14,883 plant species are found nowhere else in the world, including five plant families. There are several endemic families including the Asteropeiaceae, Sarcolaenaceae and Sphaerosepalaceae. The humid eastern part of the island was formerly covered in rainforest with many palms, ferns and bamboo, although much of this forest has been reduced by human activity. The west has areas of dry deciduous forest with many lianas and with tamarind and baobabs among the dominant trees.Subhumid forest once covered much of the central plateau but grassland is now the dominant vegetation type there. The familyDidiereaceae, composed of four genera and 11 species, is limited to the spiny forests of southwestern Madagascar.
Four-fifths of the world's Pachypodium species are endemic to the island. Three-fourths[ of Madagascar's 860 orchid species are found here alone, as are six of the world's eight baobab species. The island is home to around 170 palm species, three times as many as on all of mainland Africa; 165 of them are endemic. Many native plant species are used as herbal remedies for a variety of afflictions. The drugs vinblastine and vincristine, used to treat Hodgkin's disease, leukemia and other cancers,
Emre Duman
11 Nis 2013
Tarih Kokan Şehir ‘Krakow’
Doğu Avrupanın renkli ülkesi Polonya’nın en güzel şehri olan
Krakow’a ufak bi yolculuk yapalım. Öncelikle Polonya’nın konumunu anlatmak
gerekirse ; Doğu Avrupa’da, kuzeyinde Baltık Denizi, Litvanya ve Rusya;
doğusunda Belarus ve Ukrayna; güneyinde
Slovakya ve Çek Cumhuriyeti; batısında da Almanya bulunur. Krakow , Polonya’nın
güney batısında Çek Cumhuriyeti ile Slovakya sınırına yakın bulunan şirin bir
Avrupa şehridir. Şehir Avrupa’nın hemen hemen her şehrinde olduğu gibi nehir
kenarına kurulmuştur. Kurulduğu nehir Polonya’nın en uzun nehri olan Visla
nehridir.
Krakow turistik açıdan Polonya’nın en önemli kentidir ve
Avrupa genelinde de önemli bir yere sahiptir. Krakow’un bu denli önemli
olmasının temel nedeni Polonya’nın kültürel başkenti olmasıdır çünkü Krakow’
Polonya’ ya tarih boyunca başkentlik yapmış bir şehirdir. Daha sonra ise
başkent Varşova’ ya taşınmıştır. Tarihi yapısı tamamiyle korunmuş olan Krakow
turistlerin oldukça ilgisini çekmesini sağlamıştır ve senelik 8 milyondan fazla turist Krakow’u ziyaret
etmektedir. Polonya'nın en önemli turizm noktası
olarak kabul edilen Krakow, kiliselerin tüm ihtişamıyla göğü süslediği bir
kenttir. Büyleyici Ortaçağ atmosferiyle, UNESCO'nun en önemli 12 tarihi
yerlerinden biridir. Eski Kent (Old Town)'teki Pazar Meydanı (Market Square),
Ortaçağ'ın büyülü havasını günümüze taşır. Burada bulunan Wawel Katedrali ve
Wawel Kraliyet Kalesi, kentin bu yönüyle en önemli eserleridir. Krakow da bulunan tarihi yapıları şöyle
sıralayabiliriz. Rynek Glowny (şehrin ana meydanı) - Kazimierz (musevi
mahallesi) - Zamek Krolewski (kraliyet sarayı) - Synagoga Izaaka (sinagog) -
Kosciol Mariacki (kilise) - Stara Synagoga (eski sinagog) - Katedra Wawelska
(katedral) - Brama Florianska ( tarihi şehir kapısı) - Kopiec Kosciuszki anıtı -
Sukiennice (tarihi çarşı binası) - Oskar Schindler Fabrikası - Wieza Ratuszowa
(idare binası ve kulesi) - Adam Mickiewicz anıtı - Florian Kapısı - Fransiskan
Manastırı . Ayrıca Krakow’da bulunan tarihi Yahudi mahallesi de önemli
mekanlardandır.
Krakow ulaşım açısından oldukça rahat olan bir şehirdir.
Trenyolu ağı oldukça gelişmiştir ve birçok yere trenle çok rahatça gidilebilir.
Havalimanı da gelişmiş olan şehre ülkemizden direk uçuş olamasa da aktarma ile
çok rahat havayolu ulaşımı sağlanabilir. Ayrıca ucuz havayolu ile avrupanın
birçok çok yerine rahatça ve çok ucuz gidilebilir. Bazı arkadaşlarım 1 Euroya
Stockholm ‘e uçak bileti bulmuşlardı. Şehir içinde ise hemen hemen heryerde
tramvay bulunur.
Sadece tarihi açıdan değil çevresinde bulunan turistik mekanlar
açısından da Krakow önemli bir yere sahiptir. Çevresindeki turistik yerlerin
merkezinde bulunması da Krakow’un önemini arttırmaktadır. Bu yerlerden
bahsedecek olursak ilk olarak; Wieliczka tuz madenini söyleyebiliriz. Krakow
yakınlarında bulunan madenin en önemli özelliği Dünya’nın en eski madenlerinden
birisi olmasıdır. Diğer önemli bir yer ise Krakow’a yaklaşık 60 km uzaklıkta
olan ,2.Dünya Savaşı sırasında Nazilerin oluşturduğu Auschwitz-Birkenau Yahudi
Toplama kamplarıdır. Bu kamplarda 1 milyondan fazla Yahudi çeşitli işkencelere
maruz kalarak Naziler tarafında katledilmiştir. Son olarak da turistik yer
olarak Zakopane’ı söyleyebiliriz. Burası Krakow’un güneyinde dağlık alanda
bulunan bir yerleşmedir ve kış turizmi açısından oldukça önemlidir.
Birgün yolunuz Polonya’ya düşerse Krakow’ a gitmenizi
şiddetle tavsiye ederim.
Emre DUMAN
Google Earth'e rakip geliyor
İran İletişim ve Teknoloji Bakanı Muhammed Hasan Nami, 'Basir' adında Google Earth benzeri bir harita programı geliştireceklerini bildirdi.
Nami, 1996 yılında kurulan ve 2 bin terabaytlık bir veri merkezine
sahip olan Google Earth'ün, dışarıdan basit bir hizmet sitesi olarak
görünse de aslında batılı istihbarat servislerinin bilgi sağlayıcısı
olduğunu iddia ederek, bunun karşılığında İran'ın başlattığı Basir
isimli "harita ve konum belirleme programı" projesini 4 ay içinde
sonuçlandıracaklarını belirtti.
Google Earth ile Basir arasındaki farklara değinen Nami, "Google Earth
ve Wikipedia gibi batı menşeli sitelerin gerçek amaçları, diğer
ülkelerin bilgilerini ele geçirerek bunun üzerinden gelir elde etmektir.
Biz geliştirmekte olduğumuz Basir projesi sayesinde, bütün ülkelere
İslami bakış açısıyla hizmet sunmayı amaçlıyoruz. Sitede yer vereceğimiz
bilgilerle, maddi kar amacı gütmeksizin dünya halkını hakikate
yaklaştırmayı hedefliyoruz" dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






